Bidayet

13/04/2018 | No Comments
Posted in: Türkçe

Bu gün de böyle.

Dünlerde saklı emekler ile.

Limetta adlı bir dükkanda çalışmışlığım var, İstanbullarda.

Herkes anlamını sorduğunda tamda orada bulmuştum kendimi.

Küf yeşil limonu bilirmisiniz efenim?

Veya sadece yeşil limonu?

Bilinmeyen yeşil ekşi noktam.

Misal limon suyu beyazken herkesin sarı ama yinede doğal bir limon dondurması beklercesine akmayan o sarı suyu dilemek gibi.

Ne tuhaf ve çelişkili teferruattan biri.

Ben şahsen sarı limona değilde yeşil limon dondurmasına aşığım.

Babam tamam dedi.

Olduk, olmuştuk.

Öyle sanmıştım, lakin biz oluşuyormuşuz.

Hoşgeldin hayat derken yine bir ben ile tanıştım.

Oracıkta, kenarın başucunda.

Kendimi hüsranlar havuzunda sahte dalgaların içinde boğuşurken yerde savrulurken bulmuştum ki, ben.

Dizlerim çatlamıştı.

Ağlıyordum havuzun içinde.

Onca insan beni gözetleyebilirken, insanların içemediği suyun içinde ağlıyordum.

Tutulmuştum. Kendime tutundum. Her tarafım öyle ıslaktı ki gözyaşımı seçemdiler, ayırt edemediler.

Yeni bir günde bir müşteri benimle sohbet etti. Olgun ve efendi bir amcaydı, siparişlerini servis ederken oturttum.

Oturur oturmaz bana bakınmışlardı. Birden biri elimi tuttu masada aniden benden derin ve ince bir şekilde özür dilemişti.

Çok ilgiliydi, sanki bakışında az hayret edişi saklıydı.

Memnun etmişlerdi beni.

Estağfirullah dedim, siz istanbullusunuz ben türkiyeli bile değilim.

Ailen nereden göçtü diye sordu.

Nerelisin misali..

Uzun hikaye dedim, ben aslen türküm diyerek gülümsedim.

O halde hoşgeldin kızım dedi.

En içimden bir tebessüm kopmuştu, bir an içim hoş olmuştu.

Bir cümle ile gönlümü okşamıştı.

Oku olur mu dedi, doğru hatırlıyorsam eğer iki eliyle sağ elimi almıştı arasına.

Bu dünyada cümleten çok borcumuz var, hakkımızı helal edecek ana toprağa ihtiyacımız var. Çalışmamız gerekiyor, af dilemek ve dilenmek
için.

Boynumuz bükük afa layık olmadığımızdan dercesine durup gülümsedim.

Tebessümüm ikimizin bildiği ve aramızda bir sır olan lafız gibiydi.

Hani tebessüm her insanın anlayacağı bir diliydi ya..

Göz bebeklerine bir kere bakmaya cesaret ettim, sanki bir an şad hissini duyabilmiş gibi hissettim.

Afiyet olsun diyip arkamı döndüm.

Çok mahçup haller içersindeydim.

Divane gibi dönüyordum, içim kavruluyordu. Çok yorgundum, yetmiyordum.

Kızım dedi vaktin var mı, bir bakış attım arkama.. yoktu ama ayırdım.

Ayırmaya çaba gösterdim, ordaydım ama yoktum.

Sohbet bir davetti lakin sanki çoktan bidayette sonlanmıştı bile.

Bu sefer ben bir özür ekledim, döndüğümde bir daha göremez oldum.

Bidayet kelimesi başlangıç anlamına geliyor.

Sen hangi zamanlamada vakti yakalayıp bidayetlerin içinde sonrasını kavramış duruma geldin?

Sonrasını yaşamadan başından beri oluşumu nasıl okudun?

Ele aldın mi ki kendini, sarıp dinledirdin mi demini?

Kulak verelim..

Amin.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.